Skip to main content

Türk askeri Bakur’a geçen Kürtleri mayınlı araziye sürdü: 4 kişi hayatını kaybetti

Türk askeri Bakur’a geçen Kürtleri mayınlı araziye sürdü: 4 kişi hayatını kaybetti
Türk askerlerinin Rojava'dan Bakur’a geçmeye çalışan 10 kişilik mülteciden 4'ünü mayınlı araziye sürerek katlettiği, diğerlerinin işkence ve tehditlere maruz kaldığı bildirildi.
posted onOctober 11, 2020
nocomment

Türk askerlerinin Batı Kürdistan’dan (Rojava) Kuzey Kürdistan’a (Bakur) geçmeye çalışan 10 kişilik mülteciden 4'ünü mayınlı araziye sürerek katlettiği, diğerlerinin işkence ve tehditlere maruz kaldığı bildirildi.

Söz konusu işkencelere maruz kalan Kürt mültecilerin ifadelerine göre 10 kişilik mülteci bir grup, Rojava’nın Hasekê kentine bağlı Dirbesiyê ilçesinde 5 Ekim’de mülteci olarak Bakur’un Mardin kentine bağlı Kızıltepe ilçesine geçmeye çalışırken Türk ordu güçleri tarafından fark edildi.

Mezopotamya Ajansı'nın haberine göre, 10 mülteciden 6'sı yakalandı, biri sınırı geçmeyi başararak Kızıltepe tarafına geçti. Diğer üç mülteci ise sınır duvarı ile sınır tellerinin olduğu alanda mahsur kaldı. Hayatta kalan mültecilerin ifadelerine göre, 4 mülteci zorla mayınlı araziye sürülerek katledildi, diğerleri darp edildi ve kayıt dışı gözaltına maruz kaldı.

Bu vahşetin, mültecilerin sınır dışı edilmesi talebiyle Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığına sevk edilmesi üzerine ortaya çıktığı belirtildi.

Türk devletinin Kızıltepe Cumhuriyet Savcılığında ifade veren mültecilerden 16 yaşındaki A.J., ifadesinde, El Zub kendisini tanıtan bir kişi tarafından bin dolar karşılığında sınırdan geçirildiklerini söyledi.

A.J., yaşadıklarını şöyle anlattı: “Toplamda 10 kişiydik. Lakabının El Zub olduğunu bildiğim bir şahıs bizi sınırdan geçirebileceğini söyledi. Bunun üzerine biz kişi başı bin dolar verdik. Sınırda bulunan beton blokların üzerinde teller bulunuyordu. Bu telleri bu şahıs kesti ve biz blokların üzerinden atlayıp Türkiye tarafına (Bakur) geçtik. 10 kişilik grupta abim İbrahim de benimle birlikteydi. Türkiye sınırına geçtiğimizde bir anda yanımıza yaklaşık 20 tane asker geldi. O askerlerden bir tanesi abimin eline fener verip, diğer kişileri de aramasını söyledi. Bu esnada asker abimin yakınına doğru ateş ediyordu. Ve abimin sırtına vuruyordu. Bu esnada yanımıza bizimle birlikte sınırdan geçen bir şahsın kolundan tutup getirdi. Bu şahıs Türkçe biliyordu. Abim dizlerinin üstünde diğer şahısları aramaya başladı. Ben bu esnada kendisinden biraz uzaktaydım. Biraz ilerledikten sonra şiddetli bir şekilde patlama oldu. Sonradan anladığım kadarıyla abim aramaya çıkınca orada bulunan üç kişi kaçmaya başlamışlar. Bu esnada bir şahıs mayına bastı. Bunun neticesinde patlama gerçekleşti."

A.J., sonrasını şöyle anlattı: “Sonra bizi karakola götürdüler. 6 Ekim günü sabah saatlerinde jandarma aracıyla hastaneye gittik. Ancak bu esnada ben araçta kaldım. Yanımda bulunan büyük şahsı hastaneye götürdüler. Ben araçtan hiç inmedim. Daha sonra sürekli olarak abimi sormam nedeniyle Beni hastaneye abimi teşhis etmek için getirdiler. Teşhis ettikten sonra hastaneden ayrıldım. Sonra Jandarma karakoluna tekrar döndük. Jandarma, abimin mayınlı bölgeye geçtiğini gördü, zaten bunu da o istedi. Benim hakkımda adli muayene raporunun nasıl verildiğini bilmiyorum. Hiç bir şekilde hastaneye muayene olmak için gitmedim. Beni herhangi bir doktor da görmedi”

A.J.’nin avukatı da müvekkili hakkında 3 gün gözaltında tutulmasına rağmen herhangi bir gözaltı kararı olmadığına dikkat çekti.

Avukat, şunları ifade etti: “Dosyanın yapılan incelemesinde de böyle bir karar rastlanmamıştır. Kimin neye istinaden üç gündür gözaltında tuttuğu anlaşılamamıştır. Şahıs üç gündür aç ve susuz olduğunu ifade etmiştir. Müvekkil aynı zamanda abisinin zorla mayınlı noktaya jandarma tarafından gönderildiğini, kafasına dipçik ile vurulduğunu kendisine de tekme atıldığını ifade etmiştir. Söz konusu şahsı teşhis etmeye hazırdır. İvedi bir şekilde teşhis işlemi yaptırılmalıdır… Savcılık huzurunda da açlıktan ve abisinin ölümünden gördüğü muameleden ağladığı da görülmüştür."